A huge collection of 3400+ free website templates www.JARtheme.COM WP themes and more at the biggest community-driven free web design site

Enflasyon ile mücadelede 2018 yılı kritik…

1990’lı yılları kaybedilmiş yıllar olarak anıyoruz Türkiye ekonomisi açısından. Doğru… 1-2 yıl ömürlü hükümetler, kamu maliyesinde disiplinsizlik, yarım kalan istikrar paketleri, Güneydoğu Asya ve özellikle 1998 Rusya finansal krizinin dolaylı etkileri ve tüm bu dengesizliklerin bir sonucu olarak, yaklaşık 20 yıl süren ve yüzde 100 seviyelerine de ulaşan çift haneli enflasyon oranları…

1999 ve 2001 yılı istikrar paketlerinin kararlı uygulanması, 2003-8 kamu mali disiplininde sağlanan muazzam başarı, dalgalı kur, TCMB araç bağımsızlığı tercihleri ve AB uyumu Türkiye ekonomisinde dinginliği sağladı, öngörülebilirlik olağanüstü arttı ve sonuç olarak enflasyon tek haneli düzeye ve büyük ölçüde öngörülebilir seviyelere indi. Bu durum benzer şekilde gelişmekte olan bir çok ülkede de başarıyla tecrübe edildi. Küresel krize de denk gelen 2008 ve sonrasında büyüme ve ticaretin dünya genelinde olağan üstü düşüşüyle birlikte tüm ülkelerde enflasyon oranı daha da düştü ve düşük seyretmeye devam ediyor. Türkiye örneğinde ise enflasyon önce bir süre yüzde 8 düzeyinde takılı kaldı ve sonrasında 2 haneli düzeye doğru düzenli bir şekilde yükseldi.

Niye enflasyon oranını dert ediyoruz? Yüksek ve/veya artan enflasyon nispi fiyatları bozuyor, fiyat seviyeleri sinyal görevi göremiyor, kaynak dağılımı bozuluyor, ücret-fiyat, ücret-faiz dengeleri bozuluyor ve kaçınılmaz olarak büyüme yok oluyor. Yüzde 5.0 ve altı bir düzeyde makul bir hareketlilik ile seyreden enflasyonlarda bu tür sorunları görmüyoruz.

Para politikası araçları, yüzde 1-9 bandında seyreden bir enflasyonu öngörülebilir kılmak için anlamlı sonuçlar veriyor ve genellikle doğru kurgulanırsa başarıyla sürdürülebiliyor. Enflasyon 1-9 bandını kararlı bir şekilde geçince, enflasyonist bekleyişler enflasyonu belirler hale geliyor, para politikası, enflasyonun kontrolünde etkisizleşiyor ve münhasır bir dezenflasyon programının çalıştırılmasına ihtiyaç duyuluyor.

Türkiye böyle bir aşamaya gelmiş midir? 2018 yılı performansına bağlı…

2017 yılını tüketici fiyatlarında yüzde 11,9 oranında bir enflasyon ile kapattık, 2017 yılının, bir ay hariç, tüm aylarında 2 haneli enflasyon oluştu. Aşağıda, filtrelenmiş gösterimden de izleneceği üzere yıllık enflasyon, zaten sürdürülmesi güç olan yüzde 8-9 bandından 2016 ortası itibariyle yeni bir platoya hareket etmiş gözüküyor, çekirdek enflasyon göstergeleri de aynı platoda kararlı bir seyir izliyor. Tüm mal ve hizmetler fiyatlarının bir ortak göstergesi olan GSYİH deflatöründeki artışı da dikkate getirmek gerekiyor; bu göstergede de 2013 yılı itibariyle geçmiş dönemden belirgin şekilde ayrılan yapısal bir artış eğilimi görülüyor. (Grafik 1).

Bu tespitler ışığında iki alana dikkat çekmek gerekiyor:

  • 2017 sonu itibariyle enflasyonun sergilediği dinamik “dönemsel” bir hareketi işaret etmiyor, yani bu artış eğilimini mikro fiyatlardaki hareketlilikle açıklamak zor, yani enflasyonist bekleyişlerin belirlediği bir enflasyon dönemine girildiği iddia edilebilir. Aynı çerçevede, enflasyonun kendi dinamiğini oluşturmaya başlamış olduğu ve para politikasının tek başına etkili olabileceği eşiğin aşılmış olduğunu da anlamak gerekir… Demek ki, yeniden kalıcı tek haneli enflasyona ve orta vadeli yüzde 5 düzeyinde bir yıllık enflasyon hedefine ulaşmak için kamu maliyesi politikası, “gelirler” politikası, iletişim politikası ve elbette para politikasının daha etkili eşgüdümüne ihtiyaç var.
  • Büyüme dinamiği de bu tespiti destekliyor, ancak potansiyel açık hesaplaması kullananlar açısından bir sorun var. 1998-2017 büyüme ortalaması yüzde 4,8, yeni milli gelir yöntemi ile hesaplanan 2009-2017 GSYİH büyüme ortalaması ise yüzde 7’ye yakın düzeyde (6,8). Tüm döneme bakınca basit bir ekonometri ısınmayı açık işaret ediyor (Grafik 2); kapasite kullanım oranları da bu paralelde gelişiyor. Ancak sadece 2010-17 dönemine bakıldığında, kısa bir zaman aralığı da olsa, potansiyel açığın son 2-3 yılda ancak kapandığını ve ısınmanın sadece 2017 döneminde ortaya çıktığını görüyoruz. (Grafik 3). Potansiyel büyümemizin yüze 4,8’den yüze 6,8’e, 2 puan yükselmesi için herhalde toplam faktör verimliliğin son 5-10 yıl içinde 2 katına çıkması gerekir. Bu pek mümkün olmadığına göre iki ortalama arasında bir yerde potansiyel büyümenin yerleşeceğini düşünmek mümkün. Diğer bir deyişle TÜİK tüm seriyi geriye doğru revize etmiş olsaydı basit potansiyel büyüme oranının yüzde 5,5 civarında olacağını düşünmek mümkün. Bu büyüme oranı zaten OVP’nin orta vadeli büyüme hedefi ile örtüşüyor. Bu şekilde varsaydığımız durumda da son 5-6 çeyrekte bir ısınmadan bahsetmek mümkün… Yani nominal talepte de kaçak var.

Refah kaybı yaratmadan, büyümeden feragat etmeden, enflasyonu yeniden tek haneli bir düzeye ve sonraki yıllarda yüzde 5 düzeyine indirmek için 2018 yılı son şans olabilir.

 enflasyon grafik1

enflasyon grafik2

enflasyon grafik3

Etiketler: Yazarlar

Analizler

Jeffrey D. Sachs ’in “Why Rich Cities Rebel” başlıklı yazısı

Having lost touch with public sentiment, officials in Paris, Hong Kong, and Santiago failed...

Read more

Analizler

OECD leading multilateral efforts to address tax challenges from digitalisation of the economy

Today the OECD Secretariat published a proposal to advance international negotiations to ensure...

Read more

Analizler

Thomas F. Alexander’in “The Global Informal Economy: Large but On The Decline” başlıklı yazısı

The informal economy, which is economic activity that falls outside the regulated economy and...

Read more